9 Haziran 2014 Pazartesi

PİRİ REİS'İN SIRRI - CENK KAYAKUŞ

"Şans, tesadüflerden ilham alan bir şairdir. Bize de yazdığı dizeler arasında kaybolmak düşüyor sadece..."

Yazar : Cenk Kayakuş
Eser Alt Başlık : Bir Hakan Geda Macerası
Yayın Evi : Altın Bilek Yayınları
Tür : Macera, Gerilim
Sayfa Sayısı : 398

***
Geçmişin ve günümüzün harmanlandığı birkaç kitap okumuştum. Bazıları çok sıkıcıydı, hatta kara listemde olanlar bile var.. Bazılarıda ise eh işte, olayı anlamaya çalışırken birazcık bocalamış olsam da hikayeleri güzeldi.
 Piri Reis'in sırrı da başlarda o tarz kitapları anımsattı ve giriş kısmındaki açıklamalar, detaylar beni biraz yordu. Ama kısa sürede hikayenin akışına kapıldım ve bambaşka bir macerada buldum kendimi.. 
Birçok hayat hikayesi ve onlarca duygu bir aradaydı. 



Piri Reis'in haritaları üzerinde araştırma yaparak, kayıp 20 yılı üzerine teorik kitaplar yazan Fikret Mansur bir gün esrarengiz bir biçimde kaçırılır.  
Öte yandan, Piri Reis'in son ikametgahı olan Kilitbahir'de restorasyon işlemleri sırasında bir keşif yapılır. Bulunan belgeler incelenmek için Hakan Geda'nın da içinde olduğu arkeoloji ekibine gönderilir. 

  Piri Reis, o haritalarla ne anlatmak istemiştir ve satırlara saklanmış sır nedir? Hakan ve ekibi sırrı çözebilmek için, konu hakkında bilgisi olabilecek herkesi toplarlar ama en çok ihtiyaç duydukları ismin, yani Fikret'in kaçırılmış olduğunu öğrenirler. Bağlantıyı kurabilmek ve kayıp profesörü bulabilmek adına kendilerini büyük bir maceranın kollarına atarlar.
Diğer tarafta, denizin millerce ötesinde, içinde milyonerlerin bulunduğu dev transatlantik Somalili korsanlar tarafından soyulup esir alınır. Korsanların bunu yaparken ki amaçlarının ne olduğuna ise çok şaşıracaksınız. 
Birçok farklı konunun aynı döngüde olması kafamı karıştırsa da, sonu çok güzel bağlanmıştı. Her şey, tüm olaylar örgüsü, bir zincirin halkaları gibi ardı ardına dizildi ve buluştu. Bu yönünü çok sevdim.  Bir Hakan Geda macerası içinde olmak muhteşemdi. Okudukça hayrete düşeceğiniz satırlar sizi bekliyor diyebilirim. ^^

***
Buda kitapta bahsi geçen Kilitbahir Kalesi. Tarih içerikli romanlar okumayı sevme nedenlerimden birisi de bu sanırım. Bana bilmediğim şeyleri, farkında olmadığım güzellikleri gösteriyor. Mimarisi gerçekten muhteşem *_*



Keyifli okumalar ^^ 

Puanım:



22 Mayıs 2014 Perşembe

KUZEY & GÜNEY - ELIZABETH GASKELL

" Dünya üzerinde hiçbir gülüş yoktur ki gözyaşının kardeşi olmasın." 
-Elliott- 

Orjinal Adı : North And South
Yazar : Elisabeth Gaskell
Tür : Edebiyat
Sayfa Sayısı : 656
Yayın Evi : Altın Bilek Yayınları
Çeviri : Derman Kızılay

***
Margeret, teyzesinin yanında geçirdiği uzun yılların ardından, kuzeninin düğünü sonrası baba ocağı Helstone'a geri döner.
Dönüş yolundaki hayalleri, özlemleri çok farklıdır. Doğayı, yeşili, kırları, ağaçları ve temiz havaya hasret kaldığı yılların acısını çıkaracaktır. Babasıyla birlikte döndüğü kasabası bıraktığı gibidir. 
Annesi Bayan Hale, kızının yaşadığı zengin ve lüks ortamdan çıkarak kendilerinin mütevazı ve kısıtlı hayatına alışamayacağını düşünse de durum tam tersidir.
 Nitekim o güzel kasaba da uzun sure kalıcı da değillerdir. 
Babası Bay Hale'in kilise ile sorunları sonrası istifası ve başka bir yerde, sanayi kenti olan Milton'da özel öğretmenlik yapmaya karar vermesi koca bir değişikliğin ve Margaret'in omuzlarına binen yükün habercisidir. 
Taşındıkları yerde onları bekleyenler ve alışkın olmadıkları hayat.. Tanık oldukları olaylar ve yaşadıkları.. 
 Kuzey ve Güneyin, iki zıt kutbun, inatlaşmaları ve kabullenemedikleri aşkları sizi çok etkileyecek. Bu tarzı sevenler için tam bir ziyafet diyebilirim. Ama benim için fazla ağırdı sanırım. :p
Zamane romanlarına, hikayelerine alışmışım galiba. Kelime yoğunluğu beni fena halde yordu. :/ 
Sessiz ve huzurlu bir ortamda okunması gereken bir eser ama benim başım fazla kalabalık :D
Keyifli okumalar ^^
puanım :

 


6 Mayıs 2014 Salı

KÜÇÜK BİR KAÇAMAK ve BEKLENEN BÜYÜK BULUŞMAMIZ

Tarih 3 mayıs dedin mi orada duracaksın. :P O gün benim sınırlarımı zorlayıp, Ali Ağaoğlu misali olmaz dediler ben yaptım günümdü sanırım. 
Daha önce hiç İstanbul'u görmemiş, daha önce hiç tek başıma memleketten farklı bir yere gitmemiş ve daha önce hiç deniz üzerinde giden bir şeye binmemiştim. Kısacası , ilkler... İlkler ve ilklerr...  (Babamın buna nasıl ikna olduğunu ise asla bilemeyeceğim.) 
Evet bir delilik yaptım ve günübirlik İstanbul'a gittim. ^^
 Saati ayarlayamadığım için fazla erken gittim ve azıcık bekledim. beklerken tadını çıkardığım manzara ve bana eşlik eden toparlak kediler *_* 
Tabi ki Kütüphanemden Kitap Manzaraları ve Kitap Tutkusu için kalkıştım bu deliliğe ve şansım yaver gitti.
 Kaç gündür yağan yağmur o gün bizim için kendini tuttu ve güneş bulutları aralayarak bize sıcak yüzünü gösterdi. Her halükarda mükemmel olacak dediğimiz  günümüz daha da güzelleşti. 
Deniz otobüsünden indiğim anda Kütüphanemden Kitap Manzaraları beni karşıladı. 
Nasıl bir hevesle sarıldıysak millet bakmaktan kendini alamadı. Çok güzel bir andı. *_* 
Ve ben kendimi bilmediğim bir şehirde, onun pesinde koştururken buldum. (dolayısıyla birçok kişiye çarptım ve ayaklarına bastım -_- )
Bizi Mado'da bekleyen Kitap Tutkusu ile buluşmamız (tabi ki benim kavuşmam) yine çekirge misali atlamalı, zıplamalı ve bolca sarılmalı oldu.
 Güzel bir kahvaltı sonrası Kütüphanemden Kitap Manzaraları rehberliğinde kısa ve harika bir tur attırdılar. Hava da şansımıza  güzelliğini korudu.. Bir sürü güzel fotoğraf çektik, hatta akıma kapılıp selfie bile cekindik. :P
 Camiler, fıskiyeler derken kendimizi Kore-Çin yemekleri yapılan bir yerde bulduk. 
Evet, buda benim için bir ilkti. :P
İlk kez bu tarz bir yere gittim ve farklı lezzetler denedim ama benim için fazla yağlıydı. :/
Kütüphanemden Kitap Manzaralarının dediği gibi Kore malzemeleriyle Türk yemeği yemişiz gibi geldi. :P 
Yemeğin en güzel yanı, birlikte ettiğimiz sohbetti sanırım :)
 Kısmet olur da tekrar buluşursak başka bir yere gitme kararı aldık.

Yemek faslını geçtikten sonra, yine arka sokaklardan geçtik ve parkları gezdik. Her yer cıvıl cıvıldı. Bir sürü fıskiyeli resimlerim oldu :D
 Dönüş saatim yaklaştığı için hızlıca metroya indik..
 Ve sonra ayrılık geldi çattı tabi ki. Önce Kitap Tutkusu ile sımsıkı kucaklaşarak ayrıldık. :(
Kütüphanemden Kitap Manzaraları beni aldığı yere geri bırakmak zorunda kaldı yoksa hiç affetmem çok pis kaybolurdum :D 
Zamanlamamız mükemmeldi. Vaktinde yetiştik ve sarılmaya doyamadan ayrıldık.. :'(
Canımdan çok sevdiğim (değerli, çok kıymatlı) iki dostuma, beni ağırladıkları ve muhteşem bir gün yaşattıkları için çok teşekkür ederim. :*
 Umarım yakın tarihte bu buluşmamızı tekrarlama fırsatı bulabiliriz. Çünkü tadı fena halde damağımda kaldı ^^
***
 Günümüzü Kütüphanemden Kitap Manzaraları ve Kitap Tutkusu'nun gözünden okumak için isimlere tıklamanız yeterli :)

Ops! Az daha unutuyordum..
 Ve tabi ki buluşma şarkımız.. Blogumun da adını almış olduğu parça; 

MBLAQ- One Better Day


Herkese keyifli günler... ^^





22 Nisan 2014 Salı

KELOĞLAN KARA PRENSE KARŞI




Tür : Fantastik ,  Komedi
Yapımı : 2006 - Türkiye
Süre: 82 Dak.
Senaryo/Yönetmen : Tayfun Güneyer
Yapımcı : Selay Tozkoparan Oğuz
Oyuncular : Mehmet Ali Erbil, Özcan Deniz, Ahu Türkpençe, Petek Dinçöz, Nükhet Duru, Gazanfer Özcan, Osman Yağmurdereli, Bülent Polat, Ayşen Gruda, Hakan Bilgin, Ekin Türkmen, Sinemis Candemir, Devrim Saltoğlu, Zeyno Günenç, Hasan Yalnızoğlu, Alp Kırşan, Erdem Uygan, Cenk Durmazel, Vatan Şaşmaz, Akasya Aslıtürkmen.. (Kadro böyle uzayıp  gidiyo ^^ )

***

'Keloğlan Kara Prense Karşı' uzun zamandır izlediğim en keyifli yerli yapımlardan biriydi. Evet, epey eski bir tarihte çekilmiş. Nitekim yerli sinemamızda kaliteli ve özgün işler çok nadir bulunuyor. Bu filme de onlardan birisi olmuş.
 Tüm hikayelere gönderme yapılmış, hatta birebir içine katılmış olmasına bayıldım (çekim yılı 2006 sen daha yenimi izliyorsun derseniz.. Hayır, önceden de izlemiştim ama şu son iki gecedir üst üste iki kez izleyerek rekor kırdım-kırdık. Bende bari yazayım dedim :P ) 
Dediğim gibi, film birçok hikayeyi birleştirdiği gibi birçok büyük oyuncuyu da bir araya getirmiş. Hele Osman Yağmurdereli ve Gazanfer Özcan'ı ne kadar özlemiş olduğumu fark ettim. Allah rahmet eylesin. ikisini de çok severdim. :/
Özcan Deniz'in komedi rollerinde ne kadar başarılı olduğuna bir kez daha şahit oldum. :D Mehmet Ali Erbil zaten bilindik biriydi ve oyunculuğunu konuşturmuş yine.. Ama Özcan Deniz.. Bazı kısımlarda gülmekten karın kaslarıma kramplar girdi resmen. 
Eklemeliyim ki, küfürsüz bir film olduğu için ayrıca sevdim. Çünkü yeni dönemdeki Türk filmlerinin birçoğunu, ne kadar merak etsem de, sırf küfürleri yüzünden izlemekten vazgeçiyorum. Ama Keloğlan Kara Prense Karşı tam bir aile filmi olmuş. :)
Konusuna gelirsek;
Keloğlan; başlarda Sırma Oğlan tabisi, (Nasıl kel olduğu ayrı bir komedi) Can kız için padişahın türlü görevlerini yerine getiren saf ve temiz kalpli biridir ama bir türlü kavuşamaz sevdiğine. Diğer yandan Kara Prens de, iyi ülkenin prensesiyle evlenerek galip gelmek, kendi adına kötü karakterlerinde başrol olabileceğini kanıtlamak ve adına kitaplar çıkartmak istemektedir. 
Keloğlan ve Kara Prens..Onların mücadelesinin her saniyesi aşırı komikti.. 
Gerçekten defalarca izlenesi bir yapım olmuş. Her kare kırdı geçirdi. En'lerim arasına giren nadir Türk filmlerinden oldu. Bilmiyorum belki algı seviyem farklı olabilir ama ölümüne güldüm.
Sizde hala izlemediyseniz çok geç kalmadan bir göz atın derim ^^ 
İyi seyirler..

Trailer;



21 Nisan 2014 Pazartesi

ASLA BAŞKASINI SEVME - SUSANNA DUBOT

"Savaş cehennemdir! Bu kadar kişi ölürken hayatta kalmayı hak etmemiştim.."
Yazar : Susanna Dubot
Orjinal İsim : Never Love Another
Yayın Evi : Altın Bilek Yayınları
Çevirmen : Mehtap Çakır
Sayfa Sayısı : 80
***
Kısacık, mini minnacık bir kitap ama içine çok şey sığdırılmış. Satırlarına saklanmış aşkı, tutkuyu, merhameti, acıyı, hüznü ve sadakati görmemek elde değil.. Her biri umulmadık bir anda sarıyor insanı. Ve gerçekten etkileyici. Kısa olmasından bahsetmiş miydim :/ Neyse...
Louis ve Felix çocukluk aşkı. Hemde gerçek anlamda. Fakat sınıf farkı burada da onlar için engel.. Bir Baron'un oğlu ve sıradan bir çiftçinin kızı... Hikayedeki imkansız aşk gözlerden kaçmadı sanrım. Felix, her şeyi göze alıp yinede Louis ile evlenmek ister ama Baron çoktan kararını vermiştir. Oğlu onu subay olarak temsil ederek gururlandıracaktır. İtiraz etmek Felix'in elinde olan birşey değidir.. 
Aradan geçen 6 yıl, Louis'den çok şeyler götürdüğü gibi yeni şeylerde katar. Artık 22 yaşında, iki çocuk annesi dul bir kadındır. Hayatı belirli bir rutinle ilerlerken ansızın aldığı bir haberle dünyası tepetaklak olur. Şavaşa gittikten sonra hiç haber alamadığı ve öldü sandığı Felix, ilk aşkı geri dönmüştür. Hemde beklenmedik bir şekilde ve tahmin edilemez bir halde.. 
Bu etkileyici ve bağlayıcı kitabı elinize aldığınız tek seferde bitirerek, etkisini uzun süre hissedeceğinize eminim. 
Louis'in fedakarlıkları ve bitmeyen büyük aşkı sizleri çok etkileyecek ve kötü haber, kısa oluşuna üzüleceksiniz :/ 
Alıştığımız üzere kitabı Kitap Tutkusu ve Kütüphanemden Kitap Manzaraları ile okuduk. Yorumları için isimlere tıklamanız yeterli ^^
Herkese keyifli okumalar...

Puanım:




18 Nisan 2014 Cuma

DHOOM 1




Yönetmen : Sanjay Gadhvi
Tür : Aksiyon, Gerilim, Polisiye
Yapımcı : Aditya Chopra, Yash Chopra
Yapım Yılı : 2004
Ülke : Hindistan
Süre :129 dakika
Oyuncular : 
Abhishek Bachchan, John Abraham , Uday Chopra , Esha Deol , Rimi Sen

 Esha Deol
Şu kızı sevemedim ben -_-
John Abraham

Rimi Sen
Jai Dixit'in karısı

Uday Chopra
Ali.. :D
***
Azıcık ters bir insan olmamdan kaynaklanıyor sanırım. Seriye ikinci filmden başladım. :P Ama ne yapabilirim, Aishwarya ve Hrithik casibesi beni çok fena çekmişti. Serinin son filminde, Türkçe alt yazısı  için gün sayarken (ki sanırım DHOOM 3 nete düşmüş ^^ ) ilk filme bir göz atayım dedim ve bu zamana kadar niye izlememişim diye hayıflandım. Film, 2004 tarihli olmasına rağmen, bence zamanının en güzel yapımlarından biri olmuş. 
Gerçekten etkileyici bir filmdi.
Dhoom 2'yi izledikten sonra, birin yavan kalacağını düşünmüştüm ama söyleyebilirim ki tamamen yanılmışımmm..
Başlarken çok eğlenceliydi. Hatta 'oynama şıkıdım' tarzı bir şarkıyla giriş yaptı. Tabi ki o eğlenceyi kursakta bırakan soygun haberine kadardı her şey. Evet soygun. Hemde öyle böyle değil, bir seri soygun. Faillerinin bir türlü yakalanamadığı, aniden ortadan kaybolduğu soygunlar dizisi. 
20 günde 5 büyük çaplı soygun..
Dedektif Jai Dixit bu olayı çözmek için işe koyulur ama hırsızlara dair en ufak bir ip ucu yoktur. Tek bilinen soygun sonrası motorla kaçtıklarıdır. Jai'nin yolu, araştırmaları sırasında tesadüfen çalıntı motor alıp satan ve motor yarışlarına katılan Ali ile kesişir.
 Bir şekilde ortak olurlar ve kovalamaca başlar. 
Evet film klasik polisiye tarzı ama Hindistan bu işte gerçekten iyi. Soygun ve kovalamaca sahnelerini soluksuz izledim. (motosiklet aşkım depreşti *_* )
İyi insanlar gerçekten bir adım önde mi olur, yoksa hırsızlar fark ettirmeden yanınızdan geçip gidebilirler mi? 
İzleyip görmelisiniz *_*
 Son olarak kısa bir tespit, film bittikten sonra size kalan şey; dhoom dhoom dhomm.. deyi şarkısını ekolayarak dolaşıyorsunuz. Bizzat denendi ve onaylandı :P  
Ve son olarak, Ali.. Filmin en komik karakteri sanırım. Adamın hayal gücüne hayran kaldım. :D
Şimdiden iyi seyirler ^^

Trailer;
 

Ve bu şarkı.. Seri boyunca geçirdiği evrime şahit olmanız açısından. ^^




16 Nisan 2014 Çarşamba

UNDINE - FRIEDRICH DE LA MOTTE FOUQUE



Kitap Adı : Undine
Yazar : Friedrich de la Motte Fouque
Tür : Gotik Edebiyat, Uzun Öykü
Sayfa : 108
Yayın Evi : CAN Yayınları
Çeviri : Zehra Kurttekin

***

Kitap okuduğum ilk Gotik romandı. Can yayınlarına, bizi bu tarz kitaplarla tanıştırdıkları için teşekkürler. Tesadüfen kapağına ve arka kapak yazısına kapılarak yıllar önce aldığım bu kısacık hikayeyi Kütüphanemden Kitap Manzaraları sayesinde hatırladım. Yoksa kitaplığımın kuytularında kim bilir kaç asır daha okunmayı bekleyecekti. Undine, gerçek anlamda bir denizkızı masalıydı. Çerezlik kıvamda hoş, akıcı bir hikayeydi. Birkaç saatte okudum diyebilirim. Zira kendisi 108 sayfaydı.
Korkunun geçit vermediği bir orman ve ormanın ardındaki küçük, güzel bir burun. 
Undine, bu burunda yaşayan sıcakkanlı, iyi insanlara armağan olarak gönderilmiş.
 Beyaz atlı prensinin geleceği günü bekleyerek yıllarını geçirmiş olan ve ona kavuştuktan sonra kursağında kalan hevesleriyle tam bir su perisi.. 
Huldbrand'a çok kızgınım. Ben Undine kadar mütevazı olamazdım. -_-  
Ve Bertalda.. Kühlebörn'e vermek lazımdı seni ama neyse. 
Ben tek kitaplık bir gotik masala tanık olsam da eminim diğerleri de, en az bunun kadar güzeldir. 

***
Alıntı : Her şeyin beklenenden tümüyle değişik bir şekilde gelişmesine sakın şaşırmayın. Bizi mahvetmek için pusuda bekleyen sinsi güçler, tatlı ninnilerle, pırıltılı masallarla uyutur seçtikleri kurbanları. Buna karşılık kurtarıcı elçisi çoğu kez sert ve ürkütücü bir biçimde yumruklar kapımızı... 
Keyifli okumalar.. ^^ 

Puanım: